İzleyiciler

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Devleri Karşılaştıralım





                                            Tarih üzerine se sa yorumları yaparken ortaya objektif ve somut çıkarımlar koymak oldukça zordur. Yine de insan kendini alternatifler üzerinde düşünmekten alıkoyamaz. Ben de bugün, İkinci Dünya Savaşı'nın oynanmamış kozları diyebileceğimiz battleship/zırhlı gemilerin olası karşılaşmalarının nasıl sonuçlanabileceği üzerine yazmak istedim.
(Altta Iowa’nın ana taretlerinden biri. )
                      Yamato, Iowa ve Bismarck üzerinden bir vs yazısı olacak kısaca. Herhalde donanma tarihi ve donanma topçuluğu ile ilgili her insan bu olası karşılaşmalar üzerine düşünmüştür. Biliyoruz ki bir ülkenin askeri gücünü temsil eden zırhlılar savaşta riske etmesi zor kozlardı. Kayıpları önemli politik sonuçlar doğurabilir ve moral kaybına sebep olabilirdi. Bu nedenle zırhlıların önemli operasyonların ikinci safhalarında yer aldıklarını görüyoruz. Örneğin uçak gemilerine hava savunması sağlayarak eskortluk yapmak gibi..
                      Peki bu devler bir yolunu bulup savaşta karşı karşıya gelseler sonuç ne olurdu? Öncelikle bunu bilmek elbette zor. Sonuçta donanma topçuluğunda "şanslı atış" kavramı vardır. Yine de kağıt üzerinde bir değerlendirme yapabilir ve en azından favoriyi belirleyebiliriz. İkinci parantezimiz de Bismarck. Alman devi elbette diğer iki hasmıyla aynı sıklette değil fakat ünüyle bu yazıda kendisine yer buldu. Şimdi yazıya geçelim. Gemiler üzerine aşırı ayrıntılı teknik incelemeler yapmak yazıyı fazla uzatacağından genel bilgiler vermeye çalışacağım.
1-) Bismarck vs Iowa ! Aslında Tirpitz'in (Bismarck'ın kardeş gemisi) Kuzey Atlantiğe açılmaya çalıştığına dair istihbaratlar alan Birleşik Devletler Donanması, Iowa'yı erken bir görevlendirme ile Tirpitz'i bloke etmeye yollamıştı. Fakat aslında Tirpitz o sırada Norveç fiyordlarında saklanıyordu. Eğer istihbarat doğru olsaydı ve bu iki gemi karşılaşsaydı ne olurdu?
(Altta Bismarck)
Öncelikle hızlara bakalım. Iowa 33 knot hız yapabiliyordu. 270 metrelik, savaş yüküne göre 54-57 bin ton ağırlığında bir sürat botu! Dönemin birkaç bin tonluk küçük destroyerleri ancak bu kadar hızlıydı. Ayrıca geminin aerodinamikmiş gibi görünen dizaynı sayesinde müthiş bir manevra kabiliyeti vardı.
Bismarck sınıfı gemiler ise 30,8 knot hız yapabiliyorlardı. 250 metre uzunlukta ve tam dolu haliyle 52 bin ton ağırlığındaydı. Üstelik geminin ince uzun yapısından dolayı dönüşlerde yanal su basıncı inanılmaz boyutlara ulaşıyor ve geminin dönüş çapını büyütüp manevra kabiliyetini kısıtlıyordu.
(Altta Iowa hedefine ful salvo gönderiyor)
Sonra devreye silah kalibreleri ve menziller giriyor. Iowa bence donanma topçuluğunun gördüğü en mükemmel silah olan 16 inç - 406mm/50kal Mark7 topları taşıyordu. 3 tarette toplam 9 top. Bu silahlar keskin bir radar ile destekleniyordu ve etkili menzilleri 39 km idi.
Bismarck sınıfı gemiler ise 15 inç - 380mm SK/C34 toplarına sahipti. Bu silahlar daha küçük çapta olmalarından dolayı daha hızlı bir dolum süresine sahipti fakat etkili menzilleri yalnızca 35,5 km'de kalıyordu.
Zırh karşılaştırmasına bile geçmeden sonuca gelmek istiyorum. Bu karşılaşmanın galibinin Iowa olacağı çok açık. Iowa çok daha hızlıydı ve daha uzun menzile sahipti. Olası bir karşılaşmada Bismarck sınıfı gemiler ateş edebilmek için ona yaklaşmaya çalışacak, Iowa ise hız avantajı sayesinde mesafeyi koruyup onlara daha uzaktan ateş edecekti. Üstelik keskin radarı ve atış kontrol sistemleri sayesinde bunda başarılı olacağı da neredeyse su götürmez. Sonuçta 1980'lerdeki modernizasyonda bile Iowa'nın atış kontrol sistemleri o kadar başarılı bulundu ki, yeni bilgisayarlı sistemler ile değiştirilmesine gerek duyulmadı.
2-) Iowa vs Yamato! Aslında bu iki dev Leyte Gulf savaşında karşılaşma imkanı bulabilirdi. Fakat ne yazık ki Iowa o sırada, aslında onu savaştan uzaklaştırmak için atılmış bir yem olan Japon uçak gemisi filosunu takip etmekteydi. Durumu anlayıp geri döndüklerinde ise savaş çoktan sona ermişti. Bununla ilgili olarak Iowa kaptanının çok üzüldüğü söylenir. Haklı da. İki dev tek karşılaşma şansını kaçırmıştı.
(Altta efsanevi Yamato hız testleri sırasında)
Hız konusunda Iowa'nın üstünlüğü yine su götürmez. Sonuçta  263 metre uzunlukta ve 73 bin ton ağırlığındaki dev gövdesi ile Yamato yalnızca 27 knot hız yapabiliyordu. Tarihin gördüğü en ağır zırh koruması doğal olarak bu sonucun ortaya çıkmasına neden olmuştu.
Silah kalibreleri ve menzillerinde ise durum çıkmaza giriyor. Yamato 18 inç - 460mm ile donanma tarihinin gördüğü en büyük silahlara sahipti. Bu silahlar tanesi 1,5 tonu bulan 9 zırh delici mermiyi 790m/s hızla hedefe gönderebiliyordu. Bu mermilerin düştüğü noktaya vereceği hasarı sanırım tahmin edersiniz. Ayrıca bu silahlar 40 km'lik bir menzile sahipti. Yine de atış kontrol sistemlerinin Iowa kadar gelişmiş olduğunu söyleyemeyiz. Lakin bu, iyi hava koşullarında yüksek salvo gruplaması ile aşılabilecek bir sorundu.
Zırhlara geldiğimizde ise efsanevi Yamato iyice ağırlığını koyuyor. Iowa meşhur hızını elde edebilmek için bu kalemde fedakarlık yapmak zorundaydı. Iowa’nın kemerinde yani yanlarında bulunan zırhı 307 mm kalınlığında sertleştirilmiş çeliktendi. Taretlerde kalınlık 500 mm'ye ulaşıyordu. Güverteyi ise 190 mm'lik bir zırh korumaktaydı. Bölmeler ise 280 mm'lik levhalar ile korunuyordu. Amerikalıların Japonları yanıltmak için geminin zırhını daha kalın, 410 mm civarında duyurduğunu da belirtelim. 
Yamato'nun kemer zırhının 410 mm, taretlerinin ise 650 mm’lik zırhla korunduğunu söylersek fark kendini belli edecektir. Üstelik güverte de 200-230 mm aralığında değişen bir kalınlığa sahipti. Burada yer yer yarım metre kalınlığında sertleştirilmiş çelikten bahsediyoruz...
Gelelim sonuca. Bence bu iki canavar karşılaşsaydı, sonucu belirleyen ortam koşulları olurdu. Eğer 30 bin metre mesafede ve iyi hava koşullarında bir savaş olsaydı Iowa'nın herhangi bir galibiyet şansı olamazdı. Fakat keskin radarı ve atış kontrol sistemleri sayesinde kötü hava koşullarında yahut gece yapılacak bir savaşta Iowa favori konumuna gelecekti. Yine de hatırlatalım. Her zaman bir şanslı atış ihtimali vardır.

14 Ocak 2016 Perşembe

Denizaslanı Operasyonu

                   Fransa’nın düşüşünün ve Kara Avrupası boyunca askeri durumun umutsuz denebilecek ölçüde bozulmasının İngiltere’yi barış masasına oturtmaya yetmeyeceğini anlayan Wehrmacht Genel Komutanlığı’nın (OKW) hazırladığı bir çıkarma harekatıdır. Almanca adı Unternehmen Seelöwe olan plan, geniş satıhta Britanya kıyılarına çıkarma ve devamında İngiltere’nin işgalini amaçlamaktadır. 
(Altta planlanan harekatın ana aşamaları) 

image
                     Oysa amacı Doğu yönünde genişlemek olan Almanya’nın, İngiltere’ye saldırmak istemediği ve barış olanaklarını yokladığı bilinmekte. Yine de İngiltere’nin taviz vermez tutumu Alman tarafını bu tarz önlemler üzerinde düşünmeye itmiştir. Benzer bir durum aslında başından beri Almanya tarafından tarafsızlığı istenen Norveç konusunda da yaşanmıştı. İsveç’ten gelen demir sevkiyatı Almanya için hayati öneme sahipti. Bu sırada patlayan Rus-Fin savaşına, Fin tarafına yardım etme bahanesi ile müttefiklerin asker göndermeyi tartışması Almanları Norveç’i işgal etmeye zorlamıştı. Sonuçta müttefiklerin amacının Fin ordusuna yardım bahanesiyle askerlerini İskandinavya’ya çıkarmak ve Narvik gibi limanları ele geçirerek Almanya’ya giden demir sevkiyatını kesmek olduğu açıktı. 
                     İşte yine kendileri dışında gelişen olaylar Almanları gönülsüz de olsa bu planı yapmaya itti. Gönülsüzlüklerinin bir diğer nedeni de eldeki imkanların, bu çapta bir harekat ile ölçüşmemesidir. Bir kara gücü olan Wehrmacht, yıldırım savaşı tarzıyla Fransa’nın defterini kolayca dürmüştür. Lakin İngiltere ile arasında bir deniz ve o denizi koruyan Britanya Aslanı’nın kuvvetli donanması bulunmaktadır. 
                    Gerçekten de, Alman komutasının bırakın planın uygulanma safhasında karşılaşacağı zorlukları, uygulamaya başlayabilmek için bile çözmesi gereken önemli açmazlar vardı. 
                  Bunlardan birinci ve en önemli olanı Kriegsmarine’in (Alman Savaş Donanması), Royal Navy (İngiliz Kraliyet Donanması) karşısındaki umutsuz zayıflığıdır. Almanların bu sefer için kullanabilecekleri yalnızca bir avuç gemisi vardır. Sayı üstünlüğü kritik derecenin de ötesinde İngiliz tarafındadır.  Dolayısıyla İngiltere’ye yapılacak çıkartma harekatı boyunca Kriegsmarine’in koruma sağlaması mümkün değildir. Ayrıca Norveç’in işgali sırasında Alman havacıların deniz hedeflerini vurma konusunda büyük problemler yaşadığı görülmüştü. Deniz hedeflerini vurmak için yeterli mühimmat ve eğitimden yoksundular. Örneğin zırh delici bombaları ve uçakların alan saldırıları yapabilmesi için gerekli torpido uyarlamaları bulunmuyordu. Norveç çatışmaları ve kanal çatışmaları boyunca Luftwaffe’nin batırabildiği İngiliz gemisi sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bu durumda çıkarma harekatına yönelecek bir Royal Navy saldırısı nasıl durdurulacaktır? Bunun için kanalın Fransa tarafına devasa sahil topları yerleştirildiyse de bunların başarı şansı oldukça kuşkuludur. 
(Fransa’nın düşüşü ile birlikte kırmızı renk ile belirtilen ve İngiltere’ye yakın olan Kuzey bölgesi işgal edilmiştir. Ayrıca Kanal Adaları olarak bilinen ve İngiltere-Fransa arasında bulunan Jersey ve Guernsey işgal edilerek bunların sıçrama tahtası gibi kullanılması hedeflenmiştir.  )

image
                İkinci büyük problem yine çıkarma öncesi ve harekatın uygulanması sırasında kanal bölgesi ve İngiltere üzerinde kesin hava üstünlüğü sağlama ihtiyacıdır. Hava üstünlüğü tamamen ele geçirilmeden yapılacak bir çıkarma harekatının başarılı olabileceği düşünülemez. İlk bakışta daha fazla uçağa ve Fransa’da bulunan havacılık tesislerini kullanma şansına erişen Almanlar avantajlı gözükse de, İngilizlerin elinde Spitfire avcı uçakları ve radar teknolojisi gibi jokerler vardı. Alman avcı gücünü oluşturan Bf109 uçakları düşük menzilleri nedeniyle çok kısa sürelerle İngiltere hava sahasında kalabiliyordu. Bunu bilen İngilizler genellikle onların dönmesini bekler, ardından havalanarak savunmasız Alman bombardıman filolarına saldırırlardı. Zaten Britanya Savaşı boyunca Luftwaffe’nin ağır kayıplarına rağmen amaçladığı üstünlüğü ele geçiremediğini görüyoruz. Bunda İngiliz havacıların fedakarlıkları kadar, Hitler’in başlangıçta RAF (Kraliyet Hava Kuvvetleri) tesislerinin sürekli bombalanarak İngiliz hava gücünün yıpratılması isabetli hedefi doğrultusunda yürütülen hava akınlarını, Londra’nın bombalanması gibi ikincil amaçlara yönlendirmesi etkili olmuştur. 
(Blitz olarak adlandırılan sonu gelmez hava akınlarının yıkıntıya dönüştürdüğü Londra’da bir kadın. Halk geceleri genellikle sığınak gibi kullanılan metro tünellerine girerek saldırılardan korunmaya çalışıyordu.) 

image
                   Bir diğer problem, bu istila planı için görevlendirilen iki ordu grubunun nasıl İngiltere’ye götürüleceğidir. Daha önce belirttiğimiz gibi donanma son derece yetersizdir. Tüm gemiler toplanarak gerekli çıkarma gemisi sayısına ulaşılabilse dahi, bu Alman ikmal, ticaret ve ulaşım hatlarını felce uğratacaktır. Sonuçta toplanan gemiler bu gibi görevlerden çekilerek harekata kanalize edileceklerdi. Üstelik bu operasyon askerin nakli ile bitmiyor. Ordunun ihtiyacı olan büyük miktarda erzak ve malzeme her gün düzenli olarak İngiltere’ye taşınmalıdır. Bu hatların korunması, yeterli sayıda gemi bulunması ve daha nice problem. Üstelik ikmal dediğimizde Alman ordusunun bir problemi de karadadır. Atlar! Evet Alman ordusu tüm o mekanize/motorize görüntüsüne rağmen ikmal konusunda büyük oranda atlara bağlıydı. Dolayısıyla limanlara dökülen malzemenin ileri hatlara taşınabilmesi için gerekli atların ve kamyonların da İngiltere’ye götürülebilmesi gerekiyordu. 
                  Aslında OKW’nin bu plan üzerine çok fazla eğildiği ve bu problemleri çözme konusunda gayretli olduğu söylenemez. Zaten Kriegsmarine plana şiddetle karşı çıkmaktadır. Yine de Panzer 2 tanklarının amfibik hale getirilerek çıkarmaya zırhlı destek sağlanması, yahut çıkarma operasyonlarında kullanılan çeşitli ekipmanların geliştirme çalışmaları yapılmıştır. 
                   Sonuçta yüksek komuta ve Hitler planın uygulanmasından vazgeçti. Bu isabetli bir karardı. Hava üstünlüğü ele geçirilemediği gibi, denizlerde de herhangi bir umut ışığı yoktu. Genelde Britanya Savaşı olarak adlandırılan hava savaşlarının başarısız olması sonucu harekattan vazgeçildiğine dair yaygın bir inanış olsa da, sebep Kriegsmarine’in zayıflığıdır. Zira hava üstünlüğü sağlansa ve İngiliz gemileri yetişmeden Britanya kıyılarına çıkarma yapılsa dahi, Royal Navy sonuçta Scapa Flow’da bulunan üsten aşağıya inip kanal bölgesini kontrol altına alacak, Alman ikmal hatlarını keserek karaya çıkan Alman ordusunu teslim olmaya zorlayacaktı. Bu durum şüphesiz Wehrmacht için bir felaket anlamına gelmektedir. Afrika cephesinde başlangıçta avantajlı görünen Rommel ve Panzer Kolordusu’nun sonuçta kendilerinin aksine düzenli ikmal alabilen İngiliz kuvvetlerine karşı düştüğü durum buna örnektir. 
                  Bağlayacak olursak, bu harekata ölü doğmuş bir savaş planı diyebiliriz. Başarı şansı yok denecek kadar az olan bir plandır ve uygulanmamasına karar verilmiştir. Alman donanmasını İngiltere ile rekabet edebilecek duruma getirmeyi hedefleyen Z planının savaşa yetişememesi nedeniyle uygulanma imkanı olmamıştır.
                    Z planı, Kriegsmarine’in, İngiltere ile rekabet edebilir duruma gelmesi amacıyla planlanan ve donanmanın 
-10 yeni savaş gemisi / 4′ü tamamlanabildi (bunlardan çoğu süper ağır sınıf olarak adlandırılan H serisi gemiler olacaktı) 
- 3 savaş kruvazörü / hiçbiri tamamlanamadı
- 4 uçak gemisi / hiçbiri tamamlanamadı
- 15 cep zırhlısı / 3′ü tamamlanabildi
- 5 ağır kruvazör / 3′ü tamamlanabildi
- 13 hafif kruvazör / 6′sı tamamlanabildi
- 22 keşif gemisi / hiçbiri tamamlanamadı
- 68 destroyer / 30′u tamamlanabildi
- 90 torpido botu / 36′sı tamamlanabildi
ile genişletilmesini hedefleyen plandır. Elbette savaşın başlaması ve kaynaklara ulaşmanın zorlaşması sonucu plan uygulanamamıştır.